Hayatın her alanında bir ikinci yarı klasiği vardır. Maçta iki sıfır yenik duruma düşen hocanın soyunma odasında plastik su şişesini duvara fırlatıp hadi aslanlarım bu maçı çevirmezsek mahvolduk dediği anlar gibi…
Bizim Türk makine sektörü de şu sıralar tam olarak o kafayı yaşıyor. Makine sektörü ikinci yarıdan umutlu…
Sanayicimiz bir yandan dert yanarken diğer yandan hala gülümsemeyi başarıyor.
,Gelin, bu ciddi gibi duran ama arkasında tam bir mahalle kavgası ve macera barındıran sektörel durumu, kahvede oturuyormuşuz gibi amatör bir dille masaya yatıralım.
Yılın ilk yarısı makineciler için resmen lunaparkın en kötü treni gibi geçti. Bir taraftan aman Allah kur yine uçtu hammaddeye zam geldi feryatları, diğer taraftan bankadan gelen kredi faizleriyle boğuşmalar yaşandı. Avrupa pazarı deseniz, adamlar sanki ekonomik bir kış uykusuna yatmış gibi ses seda yok.
Bizim üretici gidiyor, dünyaya parmak ısırtacak harika bir sac işleme makinesi tasarlıyor ama Avrupalı müşteri kardeşim vallahi bu ay faturalar kabarık biraz beklesek diyor. Bizim sanayici de tam o noktada o efsanevi Türk genini devreye sokuyor. Usta adamlar almadıysa yapacak bir şey yok dur biz buna hemen yeni bir Ar-Ge bulalım başka bir ülkeye satalım kafasına devam ediyor.
Valla durumlar sakat ama nazar değmesin diye çok ses çıkarmıyoruz, tahtaya vuruyoruz. Büyük firmalardan tutun da adını yeni duyduğumuz nice gariban ama iddialı makine atölyelerine kadar herkes aynı dertten muzdarip.
Sadece hadi ihracat yapalım dönemi çoktan kapanmış.
Artık otomasyonlu yazılımlı tuşuna bastığında neredeyse senin yerine düşünecek akıllı makineler üretme devri gelmiş dayanmış.
Adamlar diyor ki kardeşim kur yüksek olabilir enflasyon canımızı sıkabilir ama bizim mühendisler kafaya taktı bir kere, Avrupalı bile gelip bizden öğreniyor. Yani mesele artık sadece demiri kesmek değil akılla bükmek ve işlemek.
Tabii her şey masallardaki gibi gül gülistanlık değil.
Fabrika sahibi sabah işe geliyor önce muhasebeciye bakıyor sonra döviz kuruna en son da bankacıdan gelen telefona yüzünü ekşitiyor.
Yahu diyor biz bu makineleri üretmek için demir alıyoruz çelik alıyoruz elemana maaş vereceğiz ama finansmana erişmek sanki Everest’e oksijensiz tırmanmak gibi zor. Ama bizim makineciler pes eder mi, asla. Adamdaki o amatör ruh ve biz bu işin altından bir şekilde kalkarız inadı var ya en kötü toplantıyı bile mahalle maçına çeviriyor. Avrupa almazsa başka bir pazar buluruz Asya, Afrika olmadı içeride merdiven altı piyasaya çalışır yine döneriz kıvamında bir esneklik var. İşte sektörü ayakta tutan o gizli taktik tam olarak bu.
Özet olara; ilk yarıda epey bir terledik kafayı yedik kurun ve maliyetlerin altında azıcık ezildik ama yine de yıkılmadık. İkinci yarıda hedef net, daha az masraf katma değeri yüksek teknoloji ve global piyasada Türk makinesi sağlamdır algısını çakıp geçmek. Kısacası atölyelerde çarklar gıcırdayarak da olsa dönmeye devam ediyor. Belki patronun saçları biraz daha erkenden döküldü ama umut hala limanda gemi bekliyor. Ne demişler umut fakirin ekmeği sanayicinin ise en ham maddesidir. İkinci yarı başladı düdük çaldı, bakalım bu maçı kim alacak. Şimdilik ibre pes etmeyen Türk makinecisinden yana diyelim görelim.