Şimdi efendim, elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün: Piyasalar dalgalı, döviz kuru lunapark treni gibi, müşteri dediğiniz zat ise cüzdanını sıkı sıkıya kapatmış, "Yok efendim, kriz var, koli bandıyla oturalım" modunda.
Böyle zamanlarda bizim şirket sahiplerinin yüzündeki ifadeyi görmeniz lazım; tabiri caizse, halı saha maçında kaleye geçen kilolu çocuk gibiler, üzerlerine gelen her topu panikle karşılıyorlar.
İşte tam bu panik anında, bazı dâhiler "Kardeşim, krizdeyiz, harcamaları kısalım! Excel tablolarını kaldıralım, o pahalı yönetim yazılımlarına verdiğimiz parayı iptal edelim, resepsiyondaki çiçeği de çöpe atalım!" diye bağırmaya başlar.
Durun Allah aşkına, bir soluklanın! Kriz döneminde kurumsallığa ve doğru düzgün bir yönetim sistemine sırt çevirmek, kaptanı fırtınada denize atmak gibidir. Gelin bakın, bu işin aslı astarı neymiş, biraz neşeli ama bir o kadar da cuk oturan örneklerle masaya yatıralım.
" Bu ISO belgesi bize ne kazandıracak?"
Bizim memlekette kurumsallık denince akla hemen üç metre boyunda gri masalar, takım elbiseyle dolaşan ve asla gülmeyen genel müdür yardımcıları gelir. Bir de duvarda asılı, kimsenin okumadığı ama "ISO 9001" yazınca havalı duran o sertifikalar. Oysa yönetim sistemleri dediğimiz şey, duvara çiviyle çakılan süs eşyası değil; şirketin navigasyon cihazıdır.
Normal güllük gülüstanlık havada herkes kaptandır. Deniz süt limandır, dümene oturan herkes gemiyi yürütür. Ama işler sarpa sardığında, yani o meşhur kriz kapıyı çaldığında, plansız çalışan şirketler aynen şuna döner: Muhasebeci pazarlamacıya söver, pazarlamacı depocunun yerini beğenmez, depo amiri de "Benim haberim yok!" diye havaya bakar.
İşte doğru kurulan bir yönetiim sistemi, kriz anında size şu güçleri sunar:
- Hafıza Kaybına Son: Şirketteki en kritik işleri sadece "Bizim Hasan Abi" biliyorsa, Hasan Abi bir gün nezle olup evde yattığında şirket kilitlenir. Kurumsallık, Hasan Abi'nin bildiklerini sisteme kaydetmektir. Krizde kimse vazgeçilmez değildir, sistem vardır.
- Rastgele Kararlara Elveda: "Gelin bu ay tüm bütçeyi falanca reklama basalım, kesin tutar!" dönemi bitti dostlar. Yönetim sistemi size verilerle konuşmayı öğretir. Hangi ürün para kazandırıyor, hangisi zarar yazıyor, saniyesinde görürsünüz. Parayı çöpe atmak yerine krizde hayatta kalma molozuna yatırırsınız.
Panik Yok, Süreç Var!
Kriz zamanı herkes bir koşturmaca halindedir. Telefonlar susmaz, "Abi bittik!" sesleri havada uçuşur. İşte tam bu kaosun ortasında, kurumsal yapısını koruyan ve yönetim sistemini (ISO, ERP, süreç analizleri falan filan) tıkır tıkır işleten firma ne yapar biliyor musunuz? Derin bir nefes alır ve çayını huzurla yudumlarlar.
Neden mi?
Çünkü süreçler bellidir. Müşteri şikayet ettiğinde kimin ne diyeceği, maliyetler arttığında ilk hangi kalemin kısılacağı, stok fazlası oluştuğunda nasıl eritileceği fal tahtası gibi önlerindedir. Plansız şirketler krizde "yangın söndürme" peşinde koşarken koşa koşa yorulur; kurumsal ve sistemli şirketler ise yangın musluğunun yerini bildiği için olaya sakin bir şekilde müdahale eder.
Üstelik müşteriler de krizde çok uyanık olur. Parayı kolay harcamazlar. Karşılarında ne yaptığını bilen, söz verdiği saatte iş teslim eden, şikayete profesyonelce dönen bir firma gördüklerinde, fiyatı birazcık yüksek olsa bile "Bunlar güvenilir, en azından ortada kalmayız" diyerek yine sizi seçerler. Yani kurumsallık, krizde müşteri kapmanın gizli silahıdır.
"Ama Maliyetli Değil mi?" dediğinizi duyar gibiyim
"Hoca güzel söylüyorsun de, bu işler para ister" dediğinizi de duyar gibiyim.
Haklısınız, iyi bir yazılım, doğru bir süreç danışmanlığı, çalışan eğitimi masraflı işlerdir. Ama asıl masraf, kriz anında ne yapacağını bilemeyip günü kurtarmaya çalışırken batan milyonlardır!
Kriz döneminde yönetim sistemini budamak, arabanın lastikleri patladı diye "Nasıl olsa yavaş gidiyoruz, motoru da söküp ağırlık yapmasın" demeye benzer. O araba yokuş aşağı iner ama bir daha asla çalışmaz.
Toparlayalım efendim; krizler gelir geçer. Bugün enflasyon olur, yarın tedarik zinciri kopar, öbür gün başka bir macera başlar. Ticaretin fıtratında bu vardır. Ama bu dalgalı denizlerde tahtadan sallarla mı yüzeceksiniz, yoksa arkası sağlam, dümeni yerinde, mürettebatı görevini bilen bir kruvazörle mi?
Karar sizin. Ama benden söylemesi: